Üçüncü şekliyle sanata sahip çıkma ise, toplumsal bir kurum olarak sanata sahip çıkılması anlamındadır. Başka bir deyişle, sanatın işlevselliği açısından; toplumda sanata düzen verilmesi, uygulama alanlarının yaratılması ve yönlendirilmesi açısından sanata sahip çıkılması demektir. Bu şekliyle, sanatsal yaşam alanı içinde şunların yer aldığını görürüz: Sanat yaratıcı kişilerin yetiştirileceği yerler (okullar, akademiler, konservatuarlar, vs.); yaratıcı süreçlerin geçtiği yerler (tiyatrolar, stüdyolar, atölyeler vs.); sanatın uygulandığı yerler (salonlar, tiyatrolar, sinemalar, yayınevleri, müzeler vs.); sanatın incelendiği ve gelişme doğrultusunun programlandığı yerler (araştırma kurumları, akademiler, vs.); sanatsal yaşamın gidişine doğrudan doğruya bağlı olan yerler (bakanlıklar, kurumlar, yerel yönetimler, vs.). Bütün bunları, toplumsal bir kurum olarak sanatın toplum içinde örgütlendirilmesi ve bu örgütlendirmeye sahip çıkılması olarak da nitelendirebiliriz. Böyle aldığımızda, hiç kuşkusuz, bu örgütlendirme içinde hem devletçiliği, hem de özel teşebbüsçülüğü görürüz. Ne var ki, özel sanat okullarının, sanat kurumlarının, sanat müzelerinin sayısı gitgide artarken; sinema, tiyatro, yayın gibi birçok sanatsal-uygulama alanı da gitgide egemen kesimlerin denetimi altına girmektedir.
13 ve üzeri her yaş grubu bireylere hitap eden hobi yağlıboya kurslarımız devam etmektedir. Hobi resim kurslarımıza 12 ay boyunca, istenilen tarihte başlanabilmektedir. Yağlıboya kurslarına sıfır çizimle başlanabilir. İstek ve istikrarla çok güzel yağlıboya tablolar yapılabilmektedir.
Çocuklara Yönelik Yağlı Boya Kurslarımız Devam Etmektedir. Yaz Uygulaması Ve Kış Uygulamaları Şeklindedir. Kış Ayında Eylülde Başlayıp Mayısta Biten ve Haziranda Başlayıp Eylül de Biten Farlı İki Grubumuz Vardır
Güzel Sanatlar Fakültelerinde Okuyan Öğrenciler İçin Takviye Kursları Vermekteyiz. İsteyenler Okul Bittikten Sonra Yaz Dönemleri de Yada Kış Döneminde Derslerimize Katılabilmektedir.
Üçüncü şekliyle sanata sahip çıkma ise, toplumsal bir kurum olarak sanata sahip çıkılması anlamındadır. Başka bir deyişle, sanatın işlevselliği açısından; toplumda sanata düzen verilmesi, uygulama alanlarının yaratılması ve yönlendirilmesi açısından sanata sahip çıkılması demektir. Bu şekliyle, sanatsal yaşam alanı içinde şunların yer aldığını görürüz: Sanat yaratıcı kişilerin yetiştirileceği yerler (okullar, akademiler, konservatuarlar, vs.); yaratıcı süreçlerin geçtiği yerler (tiyatrolar, stüdyolar, atölyeler vs.); sanatın uygulandığı yerler (salonlar, tiyatrolar, sinemalar, yayınevleri, müzeler vs.); sanatın incelendiği ve gelişme doğrultusunun programlandığı yerler (araştırma kurumları, akademiler, vs.); sanatsal yaşamın gidişine doğrudan doğruya bağlı olan yerler (bakanlıklar, kurumlar, yerel yönetimler, vs.). Bütün bunları, toplumsal bir kurum olarak sanatın toplum içinde örgütlendirilmesi ve bu örgütlendirmeye sahip çıkılması olarak da nitelendirebiliriz. Böyle aldığımızda, hiç kuşkusuz, bu örgütlendirme içinde hem devletçiliği, hem de özel teşebbüsçülüğü görürüz. Ne var ki, özel sanat okullarının, sanat kurumlarının, sanat müzelerinin sayısı gitgide artarken; sinema, tiyatro, yayın gibi birçok sanatsal-uygulama alanı da gitgide egemen kesimlerin denetimi altına girmektedir.
Üçüncü şekliyle sanata sahip çıkma ise, toplumsal bir kurum olarak sanata sahip çıkılması anlamındadır. Başka bir deyişle, sanatın işlevselliği açısından; toplumda sanata düzen verilmesi, uygulama alanlarının yaratılması ve yönlendirilmesi açısından sanata sahip çıkılması demektir. Bu şekliyle, sanatsal yaşam alanı içinde şunların yer aldığını görürüz: Sanat yaratıcı kişilerin yetiştirileceği yerler (okullar, akademiler, konservatuarlar, vs.); yaratıcı süreçlerin geçtiği yerler (tiyatrolar, stüdyolar, atölyeler vs.); sanatın uygulandığı yerler (salonlar, tiyatrolar, sinemalar, yayınevleri, müzeler vs.); sanatın incelendiği ve gelişme doğrultusunun programlandığı yerler (araştırma kurumları, akademiler, vs.); sanatsal yaşamın gidişine doğrudan doğruya bağlı olan yerler (bakanlıklar, kurumlar, yerel yönetimler, vs.). Bütün bunları, toplumsal bir kurum olarak sanatın toplum içinde örgütlendirilmesi ve bu örgütlendirmeye sahip çıkılması olarak da nitelendirebiliriz. Böyle aldığımızda, hiç kuşkusuz, bu örgütlendirme içinde hem devletçiliği, hem de özel teşebbüsçülüğü görürüz. Ne var ki, özel sanat okullarının, sanat kurumlarının, sanat müzelerinin sayısı gitgide artarken; sinema, tiyatro, yayın gibi birçok sanatsal-uygulama alanı da gitgide egemen kesimlerin denetimi altına girmektedir.